Niels Bohr Kimdir? Biyografi Sayfası

26.10.2021
54
Niels Bohr Kimdir? Biyografi Sayfası

Niels Bohr Kimdir? Biyografi, bölümünde Niels Bohr Kimdir? Biyografi sayfası ile karşınızdayız. Niels Bohr Kimdir? Biyografi detayları ile daha da iyi tanıyalım.

Niels Bohr Kimdir? Biyografi – Kaç Yaşında – Memleketi Neresi

Niels Henrik David Bohr

Niels Henrik David Bohr, 7 Ekim 1885 senesinde Kopenhag Üniversitesi’nde felsefe profesörü olan Christian Bohr ve bankalarda ve parlamentoda önemli ilişkilere sahip zengin bir Yahudi aileden gelen Ellen Adler Bohr’un üç çocuğundan ikincisi olarak dünyaya geldi.

Jenny adında bir ablası ve Harald bir erkek kardeşi vardı. Jenny bir öğretmen oldu, Harald ise bir matematikçi oldu ve bunun bunun yanında 1908 Londra Yaz Olimpiyatları için Danimarka milli takımında olimpiyat futbolcusu oldu. Elbette Niels de bir futbol tutkunuydu ve iki kardeş Niels’in kaleci olarak görev yaptığı Kopenhag (Akademisk Boldklub) için bir çok maçta oynadılar.

7 yaşında okula başlayan Niels Bohr, Gammelholm Latin Okulu’nda eğitim gördü. 1903’te Kopenhag Üniversitesi’ne lisans öğrencisi olarak fizik bölümüne kaydını yaptırdı. O zamanda üniversitenin tek fizik profesörü olan Profesör Christian Christiansen ile çalıştı. Bohr bunun bunun yanında astronomi, Profesör Thorvald ile matematik ve babasının arkadaşı olan Profesör Harald Høffding ile felsefe çalıştı.

1905 senesinde, Danimarka Kraliyet Akademisi’nin desteğiyle 1879 senesinde Lord Rayleigh aracılığıyla ortaya atılan sıvıların yüzey gerilimlerini ölçmek için geliştirilen bir yöntem geliştirmek için bir altın madalya yarışması düzenlendi. Bohr kendi üniversitesinde bir fizik laboratuvarı olmadığı için babasının üniversitedeki laboratuvarını tercih ederek bir dizi deney yaptı. Bu deneyleri gerçekleştirebilmek için Bohr elipik kesitli deney tüplerini yaratabilmek için kendi camlarını yapmak zorundaydı. Bohr hem Rayleigh’in teorisini hem kendi yöntemini birleştirerek yarışmanın gerçek amaçlarını da aştı. Son dakikada yarışmaya teslim ettiği raporu ödülü kazandı. Bohr ardından “Royal Society”ye daha gelişmiş bir biçimde Royal Society’nin Felsefi İşlemleri gazetesinde yayına girmesi için yeni bir makale sundu.

Bohr’un erkek kardeşi Harald, Nisan 1909’da matematik üstüne uzmanlık diploması aldı. Niels de 9 ay sonra bir diploma elde etti. Öğrenciler bir danışman aracılığıyla tespit edilen bir konu üstüne bir tez yazıp vermek zorundaydı. Bohr’un danışmanı Christiansen Bohr’a çalışması için metallerin elektron teorisini seçti. Bohr hemen sonrasında uzmanlık tezini daha kapsamlı Filozofun Doktoru tezine ayrıntılandırdı. Bohr, Paul Drude aracılığıyla önerilen Hendrik Lorentz aracılığıyla ayrıntılandırılan bir metal içindeki elektronların bir gaz gibi davrandığı düşünülen bir model üzerine olan kaynakları araştırdı. Bohr, Lorentz’in modelini genişletti fakat hâlâ Hall etkisi gibi hadiseleri hesaplamakta başarısızdı ve elektron teorisinin metallerin manyetik detaylarını tamamen açıklayamadığı sonucuna vardı. Tezi 1919 senesinin Nisan ayında kabul edildi ve resmi savunmasını 13 Mayıs’ta yaptı. Harald ise doktora diplomasını bir önceki yıl almıştı. Bohr’un tezi gerçekten çığır açıcıydı fakat o zamanlar Kopenhag Üniversitesi’nde öyle gerektirdiği için- Danca yazılmasından dolayı İskandinavya dışında çok ilgi göremedi. 1921 senesinde, Hollandalı fizikçi Hendrika Johanna van Leeuwn Bohr’un tezinden bağımsız, Bohr-van Leeuwen Teorisi olarak anılan bir teori öne sürdü.

Bohr 1910 senesinde matematikçi Niels Erik Norlund’un kız kardeşi Margrethe Norlund ile tanıştı. Danimarka Kilisesi kullanıcı hesabınden istifa etti ve 1 Ağustos’ta Margrethe ile Slagelse’de bir belediye binasında sivil bir merasimle evlendi. Onun gibi kardeşi Harald da evlenmeden önce kiliseden ayrıldı. Niels ve Margrethe’nin altı oğlu oldu. En büyükleri Christian 1934 senesinde bir deniz kazasında diğeri Harald ise çocukluk menenjitinden öldü. Aage Bohr ise başarılı bir fizikçi oldu ve 1975 senesinde babası gibi Nobel Fizik Ödülü’nü kazandı. Hans Henrik bir doktor, Erik bir kimya mühendisi ve Ernest bir avukat oldu. Amcası Harald gibi Ernest Bohr olimpik sporcu oldu ve 1948 senesinde Danimarka’yı saha hokeyinde temsil etti.

Kopenhag Üniversitesi’nde sırasında başarılarıyla dikkati çeken Bohr, akışkanlardaki yüzey gerilimlerinin ölçülmesi maksadıyla çok bi hayli hızlı akış halindeki suyun titreşimleri üzerinde yaptığı hassas deneyler ve bu husustaki kurumsal çözümlemeleri sebebiyle Danimarka Kraliyet Bilim ve Edebiyat Akademisi’nin altın madalyasıyla ödüllendirildi. 1911’de metallerin elektron kuramı üzerindeki teziyle doktorasını aldı. Bohr, tezinde, maddenin atomlar düzeyinde incelenmesinde klasik fiziğin yetersiz kaldığını vurguluyordu.

1911 senesinde Bohr İngiltere’ye seyahate çıktı. O vakitler İngiltere atom ve molekül yapıları üstüne yapılan kuramsal çalışmaların en yoğun olduğu yerdi. Bohr, Carlsberg bira fabrikalarının verdiği bir bursla Cambridge’de bulunan Trinity College’e gitti. Günümüze kadar toplam 29 Nobel Ödülü çıkaran bu laboratuvar, o zamanlar da dünyanın en ileri gelen araştırma merkezlerinden biriydi. Merkezin başında, 1897 senesinde elektronu bulan, 1904 senesinde atomun “üzümlü kek” modelini oluşturan, 1906 senesinde Nobel Fizik Ödülü’nü kazanan J. J. Thomson vardı. Thomson, ünlü Maxwell’in koltuğunu dolduruyordu; kuvvetli matematik altyapısı ve deney cihazlarıni kıracak kadar sakar olması ile ünlüydü. Bohr doktora tezinde Thomson’un elektron kuramını kullanmış ve deneylerle uyumsuz bazı sonuçlar bulmuştu. Thomson ile bu konuyu konuşmak istiyordu fakat İngilizcesinin yetersizliği yüzünden ona bir türlü derdini anlatamadı. Thomson, Bohr’a katot ışınları (elektronlar) ile alakalı deneysel bir problem verdi. Bohr problemden hoşlanmayınca laboratuvara gitmemeye başladı, vaktini okuyarak ve bazı fizikçilerin derslerini dinleyerek geçirmeye başladı.

Bir süre sonra Bohr, Manchester Victoria Üniversitesi’nde doktora sonrası çalışmalar yapmak üzere bir teklif aldı. Bohr 1912 senesinin Haziran ayında düğünü için Danimarka’ya döndü ve balayı için İngiltere ve İskoçya’da bulundu. Döndükten sonra Kopenhag Üniversitesi’nde yardımcı doçent oldu ve termodinamik üstüne dersler verdi.

1913 senesinin Temmuz ayında Bohr’a Martin Knudsen aracılığıyla doçentlik ünvanı verildi ve Bohr ardından tıp öğrencilerine de ders vermeye başladı. Daha sonra “üçleme” olarak anılan sırasıyla temmuz, eylül ve kasım aylarında Felsefi Dergi’de yayımlanacak olan üç tez yayımladı. Rutherford’un atomik yapılarını Max Planck’ın nicem teorisine uyarladı ve kendi Bohr atom modelini yarattı.

Atomların gezegen modelleri yeni değildi fakat Bohr’un konuya bakışı yeniydi. 1912 senesinde Darwin’den aldığı alfa parçacıklarının çekirdekle etkileşiminde elektronların rolü üstüne aldığı rapordan faydalanarak, büyük ölçüde atomun en dış yörüngesindeki elektron sayılarıyla karar verilen her elementin kimyasal donanımlarıyla atom çekirdeklerinin etrafındaki yörüngelerde bulunan elektronların teorisinde ilerleme kaydetti. Bir elektronun kesikli nicem enerjisi yayarak daha yüksek enerjili bir yörüngeden daha düşük olanına geçebileceği düşüncesini ileri sürdü. Bu fikir eski kuantum teorisinin bugün bilinen temel düşüncesini oluşturdu.

1885 senesinde Johannes Balmer hidrojen atomunun görünen tayfsal çizgilerini açıklamak için Balmer serisini görülmektedirmıştı…

Balmer’in formülü yeni tayfsal çizgilerin keşfiyle desteklendi fakat 30 yıl boyunca kimse bu formülün çalıştığını açıklayamadı. Bohr üçlemesinin ilk tezinde bu formülü modeliyle birlikte düzenleyebildi…

Bu modellik sorunu Balmer’in formülüne uymayan Pickering serileridir. Alfred Fowler bu problemi ortaya attığı zaman, Bohr bu probleme yalnızca bir elektronu olan iyonlaşmış helyum atomunun yol açtığu şeklinde bir yanıt verdi. Bohr modeli bir çok iyon üzerine çalıştı. Thomson, Rayleigh ve Hendrik Lorentz gibi bir çok eski fizikçi üçlemeyi sevmedi fakat Rutherford, David Hilbert, Albert Einstein, Max Born ve Arnold Sommerfeld gibi daha genç nesilden olan fizikçiler üçlemeyi bir çığır açıcı olarak gördü. Üçlemenin tamamen kabul edilmesi diğer modeller aracılığıyla engellenen olguların açıklanmasında olan başarısıyla ve deneylerle elde edilen sonuçları önceden tahmin edebilmesiyle sağlandı. Bugün, Bohr atom modeli kabul görmemesine rağmen, hâlâ lise fiziğinde ve kimya konularında en fazla sözü edilen atom modelidir.

Bohr tıp öğrencileriyle çalışmayı sevmedi. Rutherford’un Bohr’a görev süresi dolan Darwin’in yerine okutmanlık teklif ettiği Manchester’e dönmeye karar verdi. Bohr bu teklifi kabul etti. Kopenhag Üniversitesi’nden izin aldı ve Tyrol, kardeşi Harald ve halası Hanna Adler ile tatile çıktı. Göttingen Üniversitesi’ni ve Münih Ludwig Maximillan Üniversitesi’ni ziyaret etti. Sommerfeld ile tanıştı ve üçleme üzerine seminerler verdi. Avusturya’nın Tirol eyaletinde tatildeyken I. Dünya Savaşı patlak verdi. Margrethe ile İngiltere’ye yolculuğu ve Danimarka’ya geri dönüşü çok zor oldu. İngiltere’ye fakat 1914 Ekimi’nde varabildiler. 1916 Haziranı’na kadar orada kaldı ve bu sürede onun için özel olarak oluşturulmuş olan Kopenhag Üniversitesi Teorik Fizik başkanlığı görevi verildi. Aynı zamanda doçentliği yürürlükten kaldırıldı ve yeniden tıp öğrencilerine ders vermek zorundaydı. Yeni profesörler resmi olarak kral X. Christian’a tanıtıldı ve kral böyle ünlü bir futbol oyuncusunun toplantıda olmasından duyduğu tatminiyeti kelimelerine ekledi.

1917 senesinin Nisan ayında Bohr, Teorik Fizik Enstitüsü kurmak için bir çalışma başlattı. Danimarka hükümetinden ve Carlsberg kuruluşundan destek aldı ve endüstri kuruluşlarından ve çoğu Yahudi olan özel bağışçılardan büyük destek elde etti. Enstitünün yasal kuruluşu 1918 senesinin Kasım ayında tamamlandı. Bugün Niels Bohr Enstitüsü olarak anılan enstitü, 3 Mart 1921 tarihinde Bohr’un yönetiminde kapılarını açtı. Ailesi bir apartmanın birinci katına taşındı. Bohr’un enstitüsü kuantum mekaniği ve ilişkili konular üstüne araştırmacılar için 1920’lerde ve 1930’larda önemli olanaklar sundu. Dünyanın en fazla bilinen kuramsal fizikçileri onun enstitüsünde bulundu. İlk ziyaretçileri içinde Hollanda’dan Hans Kramers, İsviçre’den Oskar Klein, Macaristan’dan George de Hevesy, Polonya’dan Wojciech Rubinowicz ve Norveç’ten Svein Rosseland bulunur. Bohr içten bir konut sahibi ve seçkin bir iş dostları olarak büyük bir takdir topladı.

Bohr’un atom modeli hidrojen için doğru çıkarımlarda bulundu fakat daha karmaşık etkenleri açıklayamadı. 1919 yılı itibariyle, elektronların çekirdek etrafında döndükleri düşüncesinden uzaklaşmaya başladı ve sezgilerini tercih ederek yeni açıklamalar geliştirdi. Toprak etkenlerinin azlığı kimyacılar için belirli bir sınıflandırma problemi yarattı, çünkü onlar kimyasal olarak çok benzerdi. 1924 senesinde Wolfgang Pauli’nin Pauli Dışlama İlkesi’ni keşfi, Bohr’un atom modelini sağlam kuramsal zeminlere yerleştiren önemli bir gelişmeydi. Bohr bunun sonrasında doğada bulunan halen keşfedilmemiş 72 elementin nadir toprak etkenleri değil fakat kimyasal özellikleri Zirkonyum benzeri etkenlerle benzerlik gösteren etkenler olduğunu ifade edebildi. Kopenhag Üniversitesi’nden Dirk Coster ve George de Hevesy Bohr’un doğru Urbain’in ise yanlış olduğunu ispatlamaya çalıştı. Bilinmeyen etkenlerin kimyasal özellikleri ile başlamak araştırma aşamasını büyük ölçüde basitleştirdi. Zirkonyum benzeri etkenler için Kopengah Madenbilim Müzesi’nden emsallari inceledi ve elementi buldu. Hafnia olarak adlandırılan element (Kopenhag’ın Latince isminden gelir.) altından daha fazla bilinen element oldu.

Bohr “atomun detaylarını ve bu özelliklerden kaynaklanan ışınımı anlamaya” yönelik çalışmalarından dolayı 1922 senesinde Nobel Fizik Ödülü’nü aldı. Bu ödül hem üçlemesinin hem de kuantum mekaniğindeki öncül erken çalışmalarının tanınmasını sağladı. Nobel konuşmasında konuşmacılara kendi formülleştirdiği benzerlik ilkesi dâhil atomun yapısı ile ilgili ne bilindiğine dair geniş çaplı bir araştırma sundu. Benzerlik ilkesi büyük kuantum sayılarının sınırında klasik mekaniği yeniden üreten kuantum teorisiyle açıklanan sistemlerin davranışlarını belirtir.

1923 senesinde Arthur Holly Compton aracılığıyla ortaya atılan Compton saçılması bir çok fizikçiyi ışığın fotonlardan oluştuğuna ve enerji ve momentumun elektron ve proton içindeki etkileşimlerde korunduğu hususunda ikna etti.1924 senesinde Bohr, Kramers, John C. Slater ve Kopenhag Enstitüsü’nde çalışan bir Amerikalı fizikçi Bohr-Kramers-Slater (BKS) teorisini önerdi. Bu bir fiziksel teoriden daha çok nicel olarak bir çözüm sunmayan fikirlerden bir araya gelen yapımdı. BKS teorisi nicemsel olgulara elektromanyetik alanın bir klasik dalga tanımlaması üzerindeki kuantumsal kısıtlamaları dayatarak ulaşan eski kuantum teorisinin temelleri üzerinde incelenen maddenin etkileşimleri ve elektromanyetik radyasyonu anlamak için gösterilen son girişim oldu.

Bohr orbitlerinin belirgin (farklı) frekanslarını tercih etmek yerine, elektromanyetik radyasyon altında zahiri salıngaçlar tercih ederek emilen ve yayılan frekanslarda atomik davranışlar modellemek, Max Born, Werner Heisenberg ve Kramers’e yeni matematiksel modeller ortaya atmalarını sağladı. Modern kuantum mekaniğinin ilk şekili olan matris mekaniği gelişti. BKS teorisi hem de eski kuantum teorisinin temel yapısındaki zorluklara dikkat çekti. BKS’nin en dikkat çekici yapısı olarak momentum ve enerjinin her etkileşimde korunmak zorunda olmadığı, yalnızca istatiksel olarak korunduğuna dair görüşü Walter Bothe ve Hans Geiger aracılığıyla tertip edilen deneylerdeki uyumsuzluklarda kendini gösterdi. Bu sonuçların ışığında, Bohr “Bizim devrimci çabalarımıza olabilecek olduğu kadar onurlu bir cenaze hazırlamaktan başka yapacak hiçbir şey yok.” diyerek Darwin’e durumu özetledi.

1925 senesinin Kasım ayında George Uhlenbeck ve Samuel Goudsmit aracılığıyla spin (dönüş) kavramının ortaya atılması bir kilometre taşıdır. Aralık ayında Hendrick Lorentz’in 50. yaş günü kutlamalarına katılmak için Leiden’e gitti. Treni Hamburg’da durduğu zaman, Wolfgang Pauli ve Otto Stern ile tanıştı ve spin teorisi üstüne konuştular. Bohr elektronlar ve manyetik alan içindeki etkileşiminde bazı endişeları olduğunun farkına vardı. Leiden’e vardığı zaman Paul Ehrenseft ve Albert Einstein, Bohr’a bu sorunun görelilik kullanılarak Einstein aracılığıyla çözüldüğünü dile getirdiler. Bohr ve sonrasında Uhlenbeck ve Goudsmit bu bilgileri makalelerine dâhil ettiler. Bohr geri dönüş yolunda Göttingen’de Werner Heisenberg ve Pascual Jordan ile tanıştı ve kendi sözcükleriyle “elektron mıknatıs müjdesinin bir peygamberi” oldu.

Heisenberg ilk önce 1924 senesinde Kopenhag’a geldi, fakat 1925 senesinin haziran ayında Göttingen’e döndü. Kramers 1926 senesinde Utrecht Üniversitesi’nde kuramsal fizik profesörü olmak için enstitüden ayrıldı, sonrasında Bohr geri dönmesi ve Kopenhag Üniversitesi’nde Kramers’ten boşalan koltuğu öğretim üyesi olarak doldurmak için Heisenberg ile konuştu. Heisenberg, Kopenhag Üniversitesi’nde bir öğretim üyesi ve 1926 senesinde 1927 yılına kadar Bohr’un asistanı olarak çalıştı ve 1925 senesinde Heisenberg kuantum mekaniğinin matematiksel temellerini geliştirdiği zaman oradaydı. Max Born’a sonuçlarını gösterdi ve Born matrisleri tercih ederek yapılan en güzel açıklamalar olduğunu farketti. Bu çalışma İngiliz fizikçi Paul Dirac’ın dikkatini çekti ve 1926 senesinin Eylül ayında altı aylığına Kopenhag’a geldi. Avusturyalı fizikçi Erwin Schrödinger de 1926 senesinde ziyaretine geldi. Heisenberg’in dalga mekaniğinin klasik terimlerini tercih ederek kuantum fiziğini açıklaması, Bohr’u etkiledi ve bu çalışmaların matematiksel berraklık ve basitlikle kuantum mekaniğinin öncedenki şekillerine göre çok büyük bir ilerleme kaydettiren katkılar olduğunu düşündü.

Bohr ışığın hem dalga hem parçacık gibi davrandığına ikna olmuştu ve 1927 senesinde, deneyler maddenin (elektron gibi) dalga gibi de davrandığını söyleyen de Broglie hipotezini doğrulamıştı. Bohr bütünleştirici felsefi ilkeyi açıkladı: ögeler deneysel çerçeveye bağlı olarak bir dalga olmak yahut parçacıklardan oluşmuş gibi birbirine yardımcı, görünen, özel özelliklere sahip olabilirler. Bohr bunun filozoflar aracılığıyla tam anlamıyla anlaşılamadığını hissetti.

Heisenberg 1927 senesinde Kopenhag’da Bohr aracılığıyla tatminiyetle karşılanan Belirsizlik İlkesi’ni geliştirdi. 1927 senesinin Eylül ayında Como’da gerçekleştirilen Volta Konferansı’nda sunduğu bir raporunda belirsizlik ilkesinin kuantum dili yahut matrisler kullanılmadan klasik düşüncelerden elde edilebileceğini açıkladı. Einstein kendisinin de katkıda olduğu olasılıkçı yeni kuantum fiziğinin üzerinde bir araya gelen klasik fiziğin belirlenimciliği üzerinde durdu. Kuantum mekaniğinin enteresan taraflarından doğan felsefi konular çok yaygın bir biçimde tartışma konuları oldu. Einstein ve Bohr hayatları boyunca bu konular üzerine güzel kavramlar geliştirdiler.

1914 senesinde Carl Jacobsen, Carlsberg bira fabrikalarının varisi, malikanesini bilim, edebiyat, sanat üzerine önemli çabalar gösteren Danimarkalılar aracılığıyla kullanılmak üzere bir onursal mekan olarak miras bıraktı. Harald Hoffding malikanenin ilk sakini oldu ve 1931 senesinin Temmuz ayında ölümü üzerine Danimarka Bilim ve Edebiyat Kraliyet Akademisi malikaneyi Bohr’un kullanımına verdi. Bohr ve ailesi oraya 1932 senesinde taşındı. 17 Mart 1939 tarihinde Akademi’nin başkanı olarak seçildi.

1929 yılı itibariyle, beta bozunumu Bohr’u yeniden salınan enerjinin korunum yasası üstüne yeniden düşünmesine yol açtı fakat Enrico Fermi’nin kuramsal nötrinosu ve bunu izleyen gelişmelerle 1932 senesinde nötronun keşfi yeni bir açıklama yapma olanağı sağladı. Bu gelişmelerle Bohr’a 1936 senesinde nötronların çekirdek aracılığıyla nasıl yakayı ele verdiğını açıklayan çekirdeğin bileşenleri üstüne yeni bir teori yarattı. Bu modelde, çekirdeğin yapısı bir sıvının damlası gibi bozulabilirdi. Bohr bu konu üstüne 1938 senesinde ansızın ölen Danimarkalı fizikçi Fritz Kalckar ile çalıştı.

1938 senesinin Aralık ayında Lise Meitner ve Otto Hann aracılığıyla nükleer bölünmenin keşfi fizikçiler içinde büyük bir ilgi oluşturdu. Bohr bu gelişmelerin haberini Enrico Fermi ile birlikte 26 Ocak 1939 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri’nde açılışını yaptığı V. Washington Konferansı’nda verdi. Bohr uranyum-ötesi etkenlerin bütün sırlarını çözen George Placzek ile konuştuğu zaman Platzcek ona “Uranyumun nötron yakalama enerjileri ile onun bozunum enerjileriyle eşleşmemesinin” geri kalan bir sorun olduğunu dile getirdi. Bohr bunun üzerine birkaç dakika düşündü ve Placzek, Leon Rosenfeld ve John Wheeler’e “her şeyi anladığını” açıkladı. Çekirdeğin sıvı damlası modeline dayanarak, Bohr bölünme için öncelikli sorumlu olanın daha bol bulunan uranyum-238 atomu değil, uranyum-235 atomu olduğu sonucuna vardı. 1940 senesinin Nisan ayında, John R. Dunning Bohr’un sonucunun doğru olduğunu dile getirdi. Bu esnada, Bohr ve Wheeler 1939 senesinin Eylül ayında “Nükleer Bölünmenin Mekaniği” üstüne paylaşımı yaptıkları bir rapor ile yeni bir kuramsal yaklaşım geliştirdiler.

Bohr 19. yüzyıl Danimarkalı Hristiyan varoluşçu filozoflardan Soren Kierkegaard’ı okudu. Richard Rhodes “Atom Bombası Yapımı”nda Bohr’un Hoffding aracılığıyla Kierkegaard’dan etkilendiğini dile getirdi. Bohr ile Kiekegaard içinde anlaşmazlık daha çok Bohr’un ateizminden kaynaklandı. 1909 senesinde, Bohr erkek kardeşine Kierkegaard’ın “Yaşam Yolunun Basamakları” çalışmasını armağan olarak gönderdi. Bohr kapalı bir zarf içinde “Bu eve göndermek zorunda olduğum tek şey, fakat bundan daha iyi bir şeyi bulmanın kolay olduğunu düşünmüyorum. Hatta yaşamımda okuduğum en hoş şeylerden biri.” İfadelerini kullandı. Bohr Kierkegaard’ın dilinden ve edebi tarzından hoşlandı fakat Kierkegaard’ın felsefesiyle bazı anlaşmazlıkları vardı. Kierkegaard’ın Bohr’u felsefe ve bilim üstüne etkilemesi üzerine bazı tartışmalar vardı. David Favrholdt, Bohr’un itibari değer üstüne Kierkegaard ile bir araya gelen anlaşmazlıklara incelediğimizde Kierkegaard’ın Bohr’un çalışmaları üstüne az düzeyde etkileri olduğunu belirtirken, Jan Faye bir teorinin içeriği ile problemler yaşanırken onun genel terimlerini ve yapısını kabul edebileceğimizi belirtir.

Nazizm’in Almanya’da artması bir çok bilginin diğer ülkelere göçmesine yol açtı. Göçenlerin büyük çoğunluğu Yahudiydi ve Yahudi olmayan diğerleri ise Nazi yönetimine karşıydı. 1933 senesinde Rockefeller Vakfı göçmek zorunda olan akademisyenlere yardım için bir fon yarattı ve Bohr bu programı Rockefeller Vakfı’nın başkanı Max Mason ile 1933 senesinin Mayıs ayında yaptığı ABD ziyaretinde görüştü. Bohr enstitüsünde Rockefeller Vakfı üyelikleriyle ayarlanacak ekonomik destek yarayacak ve dünyanın diğer yerlerindeki enstitülerde de yer bulabilecek biçimde bu akademisyenler için iş teklifinde bulundu. Bohr’un yardımcı olduğu akademisyenler içinde Guido Beck, Felix Bloch, James Franck, George de Hevesy, Otto Frisch, Hilde Levi, Lise Meitner, George Placzek, Eugene Rabinowitch, Stefan Rozental, Erich Schneider, Edward Teller, Arthur von Hippel ve Victor Weisskopf da bulunur.

1940 senesinin Nisan ayında, İkinci Dünya Savaşı’nın başlarında, Nazi Almanyası Danimarka’ya saldırdı ve işgal etti. Max von Laue ve James Franck’ın altın Nobel ödüllerini Almanların bulmasını önlemek için, Bohr de Hevesy ile birlikte madalyaları asidin içinde çözdü. Savaşın sonuna kadar enstitüde bir rafta saklandı. Altını yeniden işleyerek ödüller Nobel Vakfı aracılığıyla yeniden yapıldı. Bohr enstitünün çalışmasını sürdürdü fakat tüm yabancı akademisyenler enstitüden ayrılmıştı.

Bohr’un savaştan kısa bir süre önce ve sonra Britanya ve Danimarka’da verdiği derslerden anlaşıldığı gibi uranyum-235’i tercih ederek atom bombası yapılabilme ihtimalini biliyordu, fakat yeterli kalitede uranyum-235’in çıkarılabilmesine teknik olarak olabilecek olduğuna inanmıyordu. 1941 senesinin Eylül ayında, Alman nükleer enerji projesinin başkanı olmuş olan Heisenberg Bohr’u Kopenhag’da ziyaret etti. Bohr ile özel görüşmelerinde Heisenberg nükleer enerji, ahlak ve savaş ile ilgili konuştu. Bohr, Heisenberg’e kendi fikirleri ile ilgili bir ipucu vermezken Heisenberg’in dilinden etkilenmiş gibi göründü. Heisenberg’in öğrencilerinden ve dostlarından birisi olan Ivan Supek’e göre toplantının temel konusu, Bohr’u Britanya ve Almanya içinde barışı sağlamak maksadıyla ikna etmeye çalışan Carl Friedrich von Weizsackker’di.

1957 senesinde, Heisenberg “Binlerce Güneşten daha Parlak: Atom Bilimcilerin Bir Kişisel Tarihi” kitabı üstüne çalışan Robert Jungk’a bir mektup yazdı. Heisenberg, Kopenhag’ı Bohr ile görüşmek için ziyaret ettiğini, büyük çabalarla bir nükleer silah üretiminin olabilecek olduğunu ve bunun dünyanın her iki tarafındaki bilim bireylerinın sorumluluğunu artırdığını açıkladı. Bohr kitabın Danca çevirisinde Jungk’ın açıklamalarını gördüğü zaman Heisenberg’e Heisenberg’in onu ziyaretinin amacının ne olduğunu hiçbir zaman anlayamadığını, Almanya’nın savaşın galibi bulunacağına ve atom silahlarının çözüme ulaştırabileceğine dair fikirlerinin onu sarstığını anlatan bir mektup ele aldı (fakat hiçbir zaman göndermedi). Heisenberg ile Bohr’un 1941 senesindeki buluşmasında ne olmuş olabileceği, Michael Frayn’ın Kopenhag (1998) oyununda anlatıldı.

Manhattan Projesi ve Niels Bohr

1943 senesinin Eylül ayında, Bohr ve erkek kardeşinin Almanlar aracılığıyla yakalanmak üzere olduğu haberi ulaştı. Danimarka’daki direniş Bohr ve eşinin deniz yoluyla 29 Eylül’de İsveç’e kaçmasına olanak sağladı. Bir sonraki gün, Bohr, İsveç kralı V. Gustav’ı Yahudi göçmenlerin sığınma isteklerini kabul ettiklerini açıklaması için ikna etti. 2 Ekim 1943’te, İsveç radyosu ülkenin sığınma istekleri için hazır olduğunu paylaşımı yaptı ve hemen sonrasında Danimarkalı Yahudilerin kendi yurttaşları aracılığıyla toplu bir biçimde kurtarma çalışmaları başladı. Bazı tarihçiler Bohr’un çalışmalarının toplu kurmayı doğrudan katkı yaptığını iddia ederken diğerleri de Bohr tüm bunları kendi vatandaşları için yapmasına rağmen, çabaları daha büyük olaylarda kesin sonuç getirmedi. Her şeye rağmen 7.000 Danimarkalı Yahudi İsveç’e kaçabilmeyi başarabilmişti.

Bohr’un kaçış haberi Britanya’ya ulaştığı zaman Lord Cherwell, Bohr’a Britanya’ya gelip gelmek istemeyeceğini sormak için bir telgraf yolladı. Bohr 6 Ekim tarihinde İskoçya’ya Britanya Denizaşırı Havayolları Şirketi aracılığıyla üretilen bir De Havilland Mosquito uçağı içinde vardı. Bu uçaklar önemli yolcuları ve kargoları taşımak için dönüştürülmüş, yüksek bi hayli hızlı bombardıman uçaklarıdır. Yeteri kadar yükseklikte ve yüksek hızda uçarak Almanya aracılığıyla işgal edilmiş Norveç’i Alman ordusunun saldırısına maruz kalmadan geçebildiler. Bohr paraşüt ekipmanları, uçuş elbisesi ve oksijen maskesiyle bir yatakta yatarak uçağın bomba deposunda üç saat geçirdi. Uçuş boyunca Bohr çok ufak olduğu için uçuş kasketini giymedi ve Norveç’in üzerinde havalandıkları zaman pilotun oksijen maskesinin takması hususundaki ikazsını duymadı. Oksijen eksikliğinden bayıldı ve fakat uçak Kuzey Denizi üzerinde alçaldığı zaman kendine gelebildi. Bohr’un oğlu Aage bir hafta sonraki bir diğer uçuşta Bohr’un kişisel yardımcısı olarak Bohr ile birlikte uçtu.

Bohr, James Chadwick ve Sir John Anderson aracılığıyla sıcak bir biçimde karşılandı fakat güvenlikle alakalı bazı nedenlerden dolayı görüşme olamadı. Bohr’a St. James Sarayı’nda bir daire ve İngiliz Tüp Alaşımları nükleer silah geliştirme grubu ile birlikte bir çalışma odası verildi. Bohr yapılan ilerlemeleri görünce şaşkına döndü. Chadwick, Bohr ve asistanı olarak Aage için bir Alaşım Tüpleri danışmanı olarak bir ABD ziyareti ayarladı. 8 Aralık 1943 senesinde, Bohr Manhattan Projesi’nin yöneticisi Leslie Richard Groves Jr. ile tanıştığı Washington’a vardı. Princeton İleri Çalışmalar Enstitüsü’nde Einstein ve Wolfgang Pauli’yi ziyaret etti, nükleer silahların tasarlandığı New Mexico’daki Los Alamos’a gitti. Bazı güvenlik nedenlerinden dolayı Bohr Amerika Birleşik Devletleri’nde “Nicholas Baker”, Aage James ise “James Baker” ismini aldı.

Bohr Los Alamos’ta kalmadı, fakat sonraki iki yıl boyunca olan derslerde genişletilmiş bir dizi ziyaretler yaptı. Robert Oppenheimer özellikle Richard Feynman’ı kast ederek Bohr için “genç insanlar için bir bilimsel baba figürü” tanımlamasını kullandı. Bohr “Onların atom bombası yapımında bana ihtiyacı yoktu.” sözüyle anılır. Oppenheimer Bohr’un ayarlanmış nötron başlatıcıları çalışmaları üstüne olan çalışmalarını önemli buldu. “Bu makine inatçı bir bulmaca olarak kalmıştı” der ve Oppenheimer ve ekler “fakat 1945’in Şubat ayının başlarında Niels Bohr neyin yapılması gerektiğini açıklığa kavuşturdu.”

Bohr nükleer silahların ülkeler arası ilişkileri değiştirebileceğini erken fark etti. 1944 senesinin Nisan ayında Bohr, Sovyet bilim adamı Pyotr Kapitza’dan onu Sovyetler Birliği’ne davet eden bir mektup aldı. Bu mektup Sovyetler’in bu Anglo-Amerikan projesinin farkında olduğunu ve aynı düzeyye ulaşmak için mücadele vereceklerini kapalı bir biçimde ifade ediyordu. Bohr, Kapitza’ya tarafsız bir yanıt yazdı. Cevabını göndermeden önce İngiliz yetkililere gösterdi, 16 Mayıs 1944’te endişelarını Winston Churchill’e iletebilmek umuduyla Londra’ya döndü.

Churchill’in bilimsel danışmanı Lindemann, bu görüşmeden şüphe duymakla birlikte, Bohr’un başbakanla görüşmesi için bir randevu ayarladı fakat Bohr istediği mesajları verebilmeyi asla başaramadı. Daha sonra Amerika’da aralarında Başkan Roosevelt’in de olduğu bir dinleyici topluluğuna yaptığı konuşma ise çok daha başarılıydı. İlk anda Bohr’a hayran olan Roosevelt sonradan düşüncelerini değiştirdi. Birkaç ay sonra, 19 Eylül 1944 tarihinde Churchill ve Roosevelt, Roosevelt’in Hudson Vadisi’ndeki Hyde Park malikânesinde gizli bir görüşme gerçekleştirdikten sonra Churchill Lindemann’a bir mesaj yolladı: “Başkan ve ben Profesör Bohr ile ilgili derin endişelara sahibiz. Bohr bu işe nasıl girdi? Profesör tam bir şeffaflık savunucusudur. Rusya’dan eski bir arkadaşı olan Profesör Kapitsa’yla çok yakın ilişkiler içinde olduğunu dile getirdi. Konu ile ilgili kendisiyle yazışmış ve bundan sonra da olabileceken yazmaya sürecektir. Rus profesörse onu bu konuyu tartışmak üzere Rusya’veyavet etmiş. Bütün bunlar ne demek oluyor? Bana öyle geliyor ki, Bohr’u hapse atmalı veya minimumından kendisinin çok ciddi ölümcül suçlar işlemek üzere olduğunu ona anlatmalıyız. Bu durum hiç hoşuma gitmiyor.”

Bohr 1950 senesinin Haziran ayında Birleşmiş Milletler’e nükleer enerji için ülkeler arası işbirliği çağrısı için bir “açık mektup” gönderdi. 1950’li senelerda Sovyetler Birliği’nin ilk nükleer silah denemesinden sonra Bohr’un önerileri ışığında Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu kuruldu. Bohr 1957 senesinde Barış Ödülü için Atomlar’ın ilk kazananı oldu.

Savaşın bitmesiyle birlikte Bohr 25 Ağustos 1945 tarihinde Kopenhag’a döndü ve 21 Eylül’de yeniden Danimarka Kraliyet Bilim ve Sanat Akademisi’nin başkanı seçildi. 17 Ekim 1947 tarihinde Nisan ayında ölen Kral X. Christian için yapılan bir anma merasiminde, yeni kral IX. Frederik Bohr’a Fil Nişanı verildiğini açıkladı. Bu ödül normalde kraliyet ve devlet başkanları için verilirdi, fakat kral bunun yalnızca kişisel olarak Bohr’a değil bunun yanı sıra Danimarka bilimi için bir onur olduğunu dile getirdi. Bohr tajitu (yin yang sembolü ile) ve “zıtlıklar bütünleştiricidir” yazan bir sözün olduğu kendi tasarladığı ceketini giydi.

İkinci Dünya Savaşı bilimin özellikle fiziğin önemli finansal ve araç-gereçsel kaynaklara ihtiyaç duyduğunu gösterdi. Amerika Birleşik Devletleri’ne beyin göçünü engellemek maksadıyla, 12 Avrupa ülkesi ABD’deki ulusal laboratuvarların çizgisinde olan ve herhangi birinin kaynaklarının ötesinde olan büyük bilim projelerini hayata geçirmek için oluşturulmuş olan bir araştırma kuruluşu CERN’i oluşturmak için buluştu. Ardından tesislerin en iyi yer seçimi neresi olabileceği hususunda sorular dünyaya geldi. Bohr ve Kramers, Kopenhag’taki enstitünün en iyi yer olabileceğini düşündü. İlk tartışmaları yaratan Pierre Auger bu fikre katılmadı, Bohr ve enstitüsünün onların geçmişi için bir ilk olduğunu ve Bohr’un varlığının diğerlerini gölgede bırakabileceğini düşündü. Uzun bir tartışmadan sonra, Bohr Şubat 1952’de CERN’e desteği için güvence verdi ve İsviçre’deki Cenevre kenti kuruluş yeri olarak seçildi. 1957 senesinde Cenevre’deki yeri hazır olana kadar, CERN Teori Grupları Kopenhag’da oluştu. Sonradan CERN’in yöneticisi olan Victor Weisskopf “CERN düşüncesini başlatan ve hayal eden eden diğer insanlar da vardı. Eğer bir adamın varlığı bunu desteklememiş olsaydı, bu diğer bireylerin istekleri ve fikirleri yeterli olamazdı.” kelimeleriyle Bohr’un bu çalışmadaki rolünü özetler.

Bu arada, İskandinav ülkeleri 1957 senesinde Bohr’un başkanlığında Nordik Teorik Fizik Enstitüsü’nü oluşturdu. Bohr bunun bunun yanında Danimarka Atom Enerjisi Komisyonu Riso Araştırma Kuruluşu’nun oluşturulmasında bulundu ve 1956 senesinin Şubat ayından bu yana başkan olarak hizmet verdi.

Niels Bohr, 18 Kasım 1963 tarihinde Carlsberg’deki evinde kalp yetmezliğinden öldü. Cesedi yakıldı ve külleri Norrebro’daki (Kopenhag’ın bir bölgesi) Assistens Mezarlığı’nda bulunan aile büyüklerinin, kardeşi Harald ve oğlu Christian’ın da olduğu aile mezarlığına gömüldü.

Sonraki senelerda, eşinin külleri de orada toprağa verildi. 7 Ekim 1965 tarihinde Bohr’un 80. yaş gününde Enstitü’nün ismi resmi olarak, zaten gayri resmi olarak da adlandırılan, Niels Bohr Enstitüsü olarak değiştirildi.

Niels Bohr, yaşamı boyunca bir çok şeref madalyası ve ödül elde etti. Nobel Fizik Ödülü’nün bunun yanında 1921 senesinde Hughes Madalyası, 1923 senesinde Mateucci Madalyası, 1926 senesinde Franklin Madalyası, 1938 senesinde Copley Madalyası, 1947 senesinde Fil Nişanı, 1957 senesinde Barış Ödülü için Atomlar ödülünü ve 1961 senesinde Sonning ödülünü aldı.


21 Kasım 1963 tarihinde Danimarka’da, Bohr’un atom modelinin 50. yılı şerefine, herhangi iki hidrojen atomunun enerji düzeyleri içindeki farkını gösteren formülüyle birlikte özel bir posta pulu basıldı.

Birçok ülke Bohr’un olduğu posta pullarını tedavüle çıkardı. 1997 senesinde Danimarka Ulusal Bankası Bohr’un bir pipo ile olan portresinin olduğu 500 kronluk banknotları tedavüle sürdü. Bir asteroid ölümünden sonra 3948 Bohr olarak isimlendirildi ve 107 atom numarası olan element, Bohriyum olarak isimlendirildi.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.