Nicolas Steno Kimdir? Biyografi Sayfası

26.10.2021
63
Nicolas Steno Kimdir? Biyografi Sayfası

Nicolas Steno Kimdir? Biyografi, bölümünde Nicolas Steno Kimdir? Biyografi sayfası ile karşınızdayız. Nicolas Steno Kimdir? Biyografi detayları ile daha da iyi tanıyalım.

Nicolas Steno Kimdir? Biyografi – Kaç Yaşında – Memleketi Neresi

Nicolas Steno Kimdir

Nicolas Steno, (11 Ocak 1638 – 25 Kasım 1686) Jülyen takvimine göre Yeni Yıl Günü’nde, Danimarka Kralı IV. Christian için düzenli olarak çalışan Lutheran bir kuyumcunun oğlu olarak Kopenhag’da dünyaya geldi.

Steno, bilinmeyen bir hastalık yüzünden çocukluğunda yalnız olarak büyüdü. Annesinin başka bir kuyumcu ile yeniden evlenmesinin sonrasında, 1644 senesinde babası vefat etti. 1654-1655 senelerı içinde, onunla aynı okulu ziyaret eden 240 öğrenci, bu sürede salgın gösteren büyük veba hastalığı yüzünden öldü. Steno’nun yaşadığı evin sokağının hemen karşısında, 1671 senesinde ona Kopenhag’da profesörlük önerisi yapacak olan Peder Schumacher yaşıyordu.

Steno, üniversite eğitimini bitirdiktan sonra, aslında yaşamının geri kalan kısmına kadar sürecek olan bir Avrupa yolculuğuna çıkar. Bu yolculukta Steno, Hollanda, Fransa, İtalya ve Almanya’da ileri gelen hekim ve bilim adamları ile temaslarda bulundu. Steno’nun bunlardan etkilenmesi, önemli bilimsel keşifler yapmak için onun kendi gözlem gücünü kullanmasına yol açtı. Bilimsel soruların genelde yerleşmiş ve katı otoritelerce yanıtlanmaya çalıştığı bir zamanda Steno, yaptığı gözlemler her ne kadar geleneksel doktrinlerden farklı olsa bile, kendi gözlerine güvenecek kadar cesurdu.


Thomas Bartholin’in çağrısına uyan Steno, önce Rostock’a, sonra da Gerard Blasius’dan anatomi eğitimi aldığı Amsterdam’a giderek lenfatik sisteme tekrar odaklandı. Steno, koyun, köpek ve tavşan kafalarında, önceden de tanımlanmış olan “duktus stenonianus” (parotis tükürük bezi kanalı) isimli bir yapıyı keşfetti. Bu keşfin kime mal edileceğine dair Blasius ile bir anlaşmızlık olsa da Steno’nun ismi bu yapıyla ilişkilidir.

Bir kaç ay içinde Steno, Oca Swammerdam, Frederik Ruysch, Reinier de Graaf gibi öğrencilerle, bunun yanında ünlü bir profesör olan Franciscus de le Boe Sylvius ve Baruch Spinoza ile buluşmak üzere Leiden kentine gitti. Ayrıca bu sürede René Descartes de beyin çalışmaları üzerine araştırmalar yazıyor ve Steno, Descartes’in gözyaşının kökenine dair yaptığı açıklamaların doğru olmadığı kanısındaydı. Steno, kalp üzerine eğitim almıştı ve kalbin sıradan bir kas olduğunu belirlemişti.

Steno ardından Fransa’ya Saumur kentine gitti ve burada Melchisédech Thévenot ve Ole Borch ile buluştu. Steno, buradan da Montpellier’e geçerek onun çalışmalarını ünlü bir İngiliz bilim topluluğu olan Royal Society’e tanıtan Martin Lister ve William Croone ile buluştu. Steno, İtalya’nın Pisa kentine giderek orada sanat ve bilimi destekleyen Toskana Grandük’ü Ferdinando II de’ Medici ile buluştu. Floransa’nın Vecchio Sarayı’nda (Palazzo Vecchio) kalması için teklif alan Steno, buna karşılık olarak ondan doğa bilimleri ile ilgili Rönesans devrine ait bir çok paha biçilmez eserlerin barındığı Harikalar Kabinesi’ne (Cabinet of curiosities) çeki düzen vermesi istenildi. Steno, önce Roma’ya gitti ve burada dönemin papası olan Alexander VII ve İtalyan bir hekim olan Marcello Malpighi ile buluştu. Bir hastanede anotomi uzmanı olarak görev alan Steno burada kas sistemi ve kas kasılmasının doğası üzerine çalışmalara odaklandı. Ayrıca Floransa Deney Akademisi’nin (Accademia del Cimento) bir üyesi oldu. Vincenzio Viviani gibi Steno da kasların kasılırken şekil değiştirdiğini ama hacimlerinin sabit kaldığını göstermek için geometriden yararlandı.

Nicolas Steno Paleontoloji ve Jeolojiye Katkıları

Ekim 1666’da, iki balıkçı Livorno kenti açıklarında büyük bir dişi köpekbalığı yakalarlar ve bunun haberini alan Toskana grandükü Ferdinando II de’Medici yakalanan hayret verici bu köpek balığının incelenmesi için kafa kısmının Steno’ya getirilmesini emreder. Steno parçalara ayırdığı kadavrayı dikkatle inceleyerek buna dair elde ettiği bulguları 1667 senesinde yayınlar. Steno, köpekbalığı dişlerinin, kaya oluşumları içinde gömülü bulunan ve kendi çağdaşlarının dile benzedikleri için glossopetrae yani “konuşan taşlar” olarak adlandırdığını belirli taş nesnelerle enteresan derecede büyük benzerlikler taşıdığını fark etti. Romalı yazar Plinius gibi bazı antik dönem yazarlar, örneğin onun “Naturalis Historia” (Doğa Tarihi) isimli eserinde, bu taşların gökten veya Ay’dan düştüklerini öne sürmüştür. Bu antik dönem yazarların fikirlerini takip eden diğerleri de, bu fosillerin taş ve kayalar içinde kendiliğinden doğal olarak büyüdükleri görüşündeydiler. Misal verilecek olursa Steno’nun çağdaşlarından birisi olan Athanasius Kircher, Aristotelesçilik, Aristotelesçi bir yaklaşımla, bahsi geçen fosillerin “tüm geokozmik vücudun (vahdeti vücut) taşa çevrilmiş bir fazileti” olarak tanımlamış ve yeryüzünün doğal bir özelliği olarak kabul etmiştir. Lakin Fabio Colonna, 1616 senesinde yayına giren De glossopetris dissertatio isimli ahitnamesinde zaten konuşan taşların, glossopetrae’nın köpekbalığı dişleri olduğunu inandırıcı bir biçimde göstermişti. Steno, Colonno’nun teorisine ek olarak glossopetrae ile yaşayan köpekbalıklarının dişleri içinde kompozisyon değişiklikları olduğuna dair yeni bir tartışma konusu ekledi. Steno, bu süredeki nesnecik kuramını tercih ederek, fosillerin şekil değiştirmeseler bile, sahip oldukları ilk kimyasal bileşimlerin zaman içinde değişebileceğini öne sürdü.

Steno’nun köpekbalığı dişleri üzerindeki çalışması onu, böyle bir kaya yahut kaya katmanı gibi herhangi bir katı nesnenin başka bir katı nesnenin içinde nasıl gelmiş olabileceği sorusuna yöneltti. Steno’nun ilgisini çeken yalnızca “katı nesne içindeki katı organ parçaları” değildi. Aynı zamanda, bizim bugün tanımladığımız gibi mineraller, kristaller, kireç oluşumları, kireç kabukları, kaya ve taş damarlar gibi tüm kaya katmanları ve tabakaları da ilgilendiriyordu. Steno, buna dair yaptığı jeolojik çalışmaları 1669 senesinde, “De solido intra solidum naturaliter contento dissertationis prodromus” yahut “Katı Bir Nesne İçinde Doğal Olarak Kaplanmış Bululan Katı Bir Vücut Hakkındaki Teze Dair Bir Ön Söylem” isimli bir kitabında paylaşımı yaptı. Steno fosillerin, yaşayan organizmalar olduğunu söyleyen ilk kişi değildi; nitekim çağdaşları Robert Hooke ve John Ray de fosillerin, bir zamanlar yaşayan organizmaların kalıntıları olduğunu savunmuştur.

Steno, 1669 tarihli “Dissertationis prodromus” isimli kitabında stratigrafi biliminde bugün de itibar edilen beş ilkeden üçünü belirlemiştir:

1) Üst üste bulunma prensibi/süperpozisyon prensibi (principle of superposition)
Ardışık taşkınlar önceki çökellerin üzerine gelen veya depolanan yeni çökel tabakalarını oluşturur. Bu çökel tabakaları taşlaşarak çökel kayaç haline gelir. Bundan dolayı bozulmamış bir çökel kayaç tabakası diziliminde en yaşlı tabaka altta ve en genç tabaka üsttedir. Bu art arda bulunma ilkesi katmanların ve içerdikleri fosillerin göreceli yaşlarının belirlenmesi için temeldir.

2) Orijinal yataylık prensibi (principle of original horizantality)
Steno bunun yanı sıra çökel tanelerinin yerçekimi etkisi altında suda çökeldiğinden ötürü sedimanın ilk etapta orijinal yataylılık ilkesini gösterir biçimde temelde yatay tabakalar olarak depolandığını gözlemiştir. Bundan dolayı yataydan eğimlenen çökel kayaç tabaka istifi depolanma ve katılaşma sonrasında eğimlenmiş olmalıdır.

3) Yanal devamlılık prensibi (principle of lateral continuity)
Steno’nun üçüncü ilkesi olan yanal devamlılık ilkesi, çökellerin depolanma havzasının kenarında incelenene, sıkışana veya sönümlenene kadar tüm yönlerde yanal olarak yayıldığını belirtir. Sedimanter birimler depolandıkları ortama bağlı olarak uzun mesafelerde devamlılıklarını korurlar.

Bu ilkeler, Jean-Baptiste L. Roma de l’Isle aracılığıyla 1772 senesinde uygulanarak geliştirildi. Steno’nun, farklı zamanlardaki farklı canlıların fosil kayıtlarında kronolojik bir sıralama olduğuna ve tabaka istifinin altındaki fosillerin tabakanın üzerindekilerden daha yaşlı olduğuna hüküm verdiği Landmark Teorisi, Darwin’in doğal seçilim yoluyla evrim teorisinin oluşmasında başlıca bir  şart koştu.

Yan kovuşturma Steno Yasası Şematik

Steno’nun “Sabit Açılar Konumu Yasası” yahut basitçe “Steno Yasası” olarak anılan öne sürdüği başka bir ilkesinde, kristal yüzlerinde mevcut olan açıların aynı kristal türlerinde aynı örnekler oluşturduğunu belirtmesi jeoloji biliminde temel bir atılım gelişmesi olmuş ve kristal yapısına dair sonra gelecek olan tüm araştırma ve çalışmaların temel kaynağını teşkil etmiştir.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.