Neyzen Tevfik Kimdir? Biyografi Sayfası

28.10.2021
171
Neyzen Tevfik Kimdir? Biyografi Sayfası

Neyzen Tevfik Kimdir? Biyografi, bölümünde Neyzen Tevfik Kimdir? Biyografi sayfası ile karşınızdayız. Neyzen Tevfik Kimdir? Biyografi detayları ile daha da iyi tanıyalım.

Neyzen Tevfik Kimdir? Biyografi – Kaç Yaşında – Memleketi Neresi

Neyzen Tevfik

Neyzen Tevfik (Tevfik Kolaylı), 1879 senesinde Muğla’nın Bodrum beldesinde, Emine Hanım ve Hasan Fehmi Bey’in ilk oğlu olarak dünyaya geldi. Ahmet Şefik adında bir de kardeşi mevcuttur. Kolaylı soyadı, Soyadı Kanunu’nun çıkmasından sonra, babası Hasan Fehmi Bey’in Samsun’un Bafra beldesine bağlı Kolay beldesinden olduğu için aileye aldığı soyadıdır.

Neyzen Tevfik, Bodrum’daki çocukluk senelerında babası ile birlikte genelde, Tepecik Camii’nin yakınındaki kahvede vakit geçirirken kahveye gelen dervişlerin üflediği, sonradan ustası bulunacağı ney dikkatini çekti ve kendi de üflemek istedi. Babası eğitim yaşamını olumsuz etkileyeceğini düşünerek o erken yaşlarda buna izin vermedi. Çocukluk dostlarından Avram Galanti, Neyzen Tevfik’in düdükler yapıp çalarak civardaki çocukları etrafında topladığını ve ilham kaynağının deniz olduğunu anlatır. Bir yandan şiire olan ilgisi de etrafından duyduğu halk hikayeleri vasıtasıyla bu erken yaşlarda başlamıştı.


Neyzen Tevfik, 1892’de, 13 yaşındayken babasının tayini ile birlikte Urla’ya taşındı ve bir süre burada okudu. Bu esnada, taşındıktan hemen hemen 1 yıl sonra, 1893’te tanıştığı neyzen berber Kâzım’dan ney dersleri almaya başladı ve aynı yıl ilk sara nöbetini de geçirdi. 7 yaşındayken, kent çarşısında Muğlalı Kel Mülâzım Ağa müfrezesinin yakaladığı eşkıyaların halka gösterdiği sırıkların ucundaki kesik başlarını gören Tevfik’in yaşadığı hastalık ilk önce olağandışı bir durgunluk, birkaç yıl sonra da, ilk defa 1893’te olmak üzere, sara nöbetleri halinde kendini gösterdi. Okulu bırakmasına neden olan ve ilk önce neyin sesi yüzünden olduğu sanılan hastalığın nasıl tedavi edileceği için annesi bir çok doktora ve hocaveyanıştı fakat sonuç alamadı. En sonunda hastalığı kontrol altına almayı başaran, annesinin götürdüğü İstanbul’da Pepo adlı bir doktor oldu. Doktor “fazla üzerine gidilmemesi gerektiğini” ve “en fazla hoşlandığı şeyleri yapmasına izin verilmesi”ni söylemiştir. Bunun yanında hem hastalık bir nebze kontrol altında kalır, hem de bu ona ‘Neyzen’ lakabını kazandıracak olan neye devam etmesini sağlar.

Bir süre yalnızca neyiyle ilgilenip gezdikten sonra hastalığının kontrol altına alınmasının sonrasında minimumından eğitimini bitirmesi için babası aracılığıyla yatılı olarak İzmir İdadisi’ne gönderildi fakat tekrar başlayan sara nöbetleri yüzünden eğitimi yeniden yarıda kaldı. İzmir Mevlevihanesi’ne giderek kendini neyine verdi. İzmir’in bu senelerda istibdat yönetimi aracılığıyla sürgün yeri olarak kullanılmasının neticesinde, kovulan aydınların uğrak yeri olan bu mevlevihanede Tokadizade Şekip, Tevfik Nevzat, Şair Eşref ve Ruhi Baba gibi ünlü bireylerle tanıştı. Türkçe, Arapça ve Farsça dersleri aldığı bu bireylerden Şair Eşref bunun yanı sıra ona hicvi öğretti. Bunun yanında 13 Mart 1898’te Muktebes dergisinde ilk şiirini yayımlattı.

On dokuz yaşında babası onu eğitim için bu sefer İstanbul’a, Fethiye Medresesi’ne gönderdi. Burada zamanının çoğunu Galata ve Yenikapı mevlevihanelerinde geçiren Tevfik Mehmet Akif Ersoy’la ve onun yardımıyla dönemin seçkin sanatçılarıyla da tanıştı; ondan Fransızca, Arapça ve Farsça dersleri aldı, bunun yanı sıra ona ney öğretti.

İbnülemin Mahmut Kemal, Uşakizade Halit Ziya Uşaklıgil, Ahmet Rasim, Tevfik Fikret, Tanburi Cemil, Yunus Nadi, Udi Nevres ve Hacı Arif Bey gibi isimlerin içinde kendini geliştirme fırsatı bulan Tevfik, 1900’de bir plak doldurma girişiminde de bulundu. Gülistan Plak Mağazası’nın sahibi Hafız Aşir Bey’le birlikte yaptıkları denemelerde çok içkili olduğu için plaklar zar zor doldurulsa da yine de basılıp piyasaya verildiler. Bu plakların sayısı çok sonradan Azâb-ı Mukaddes (1949) kitabının önsözünde dile getirdiğine göre yüze yakındır. Bu zamanlarda, saray etrafında bile davet edilen, köşk, yalı ve konaklara çağırılan ünlü bir neyzen olmuştu.

Mehmet Akif Ersoy’un verdiği setre pantolonu cüppe ve şalvar yerine giymesi, akşamları medrese dışında kalması hastalık yaratınca 1901’de medreseden ayrıldı. Babasının tanıdığı ve sonradan Şeyhülislam olacak olan Musa Kazım Efendi onu derslerine kabullenerek bu sayede Şair Şeyh Vasfi, Ahmet Mithat Efendi, Muallim Naci gibi yazar ve şairlerle tanışmasına ön ayak oldu. Bu zamanda bir süre Fatih’teki Şekerci Hanı’nda, ardından da Çukurçeşme’de bulunan Ali Bey Hanı’nda kaldı; Sirkeci’de, İstasyon Gazinosu ve Güneş Kıraathanesi’nde baskı rejiminin zıtı gençlerle ülkenin poblemleriyla alakalı ve istibdata karşı konuşmalar yaptı. Bu konuşmalar yüzünden bir gün Ziya Şakir aracılığıyla jurnallenerek gözaltına alındı ve önceden otuz beş kere jurnallendiğini de öğrendiği sıkı bir sorgulamadan geçirildi, on beş gün sonra salındı. Yine de, jurnallenmiş biri olarak, peşinde gezen hafiyeler yüzünden hem kendi hem dostlarının iyiliği için onlardan uzaklaşarak zamanını Beyoğlu meyhanelerinde geçirmeye başladı.

1902 senesinde bektaşi dervişi oldu. Sütlüce Bektaşi Tekkesi’ne sürdüği bu zamanlarda Şeyh Mümin Paşa’dan nasip aldı ve yaşamının geri kalanını da şekillendirecek bu inancı ve şekili benimsedi.

İstanbul’da baskının iyice artmasının neticesinde Şair Eşref ile birlikte 13 Ocak 1902 tarihinde, “Mesajeri” vapuru ile Mısır’a gitti. Bir arkadaşı ile bir Neyzenler Kahvehanesi açarak işletmeye başladı, geçimini neyi ve şiirleriyle sağlamaya sürdü, Özbekiye Saz Bahçesi’nde plaklar doldurdu. Alkolün etkisiyle bir buluşma esnasında tabancasını ateşlemesi ve duruşma esnasında da yargıca “haksızlık yapıyorsunuz” demesi yüzünden altı ay hapse mahkum oldu ama itiraz ederek bir buçuk ay sonra özgürlüğüne kavuşup iki ay kadar Feride adında Lübnanlı bir kadınla yaşadı.

Bu sıralarda, ilk önce İstanbul Kıraathanesi’nde okuduğu II. Abdülhamit’in Ağzından Bir Nutk-ı Hümâyun hicvi yüzünden tutuklanmak istense de çevresi aracılığıyla kurtulmayı başardı; fakat ardından Türk Aydınlarının Mısır Hidivi Hakkındaki Düşünceleridir başlıklı yazısı gazetelerde yayımlanınca kesinlikle tutuklanması ile ilgili karar verildi. Bundan dolayı sığındığı Bektaşi “Kaygusuz Sultan” tekkesinde bir süre kaldıktan sonra meşrutiyetin tekrar ilanıyla birlikte İzmir’e döndü.

Neyzen Tevfik, 8 Ağustos 1908 tarihinde İzmir’den İstanbul’a geçerek Fatih Çemberlitaş’ta bir hana yerleşti. Meşrutiyet’ten beklediğini alamaması uzun sürmedi. Ferah Tiyatrosu’nda Sabah-ı Hürriyet adlı oyunu izlemeye gittiğinde oyunun İttihat ve Terakki Cemiyeti aracılığıyla yagizlendiğinı öğrendi ve bunun üzerine yaptığı konuşma yüzünden kısa bir süre sonra serbest bırakılmak üzere tutuklandı.

1910 senesinde annesinin ısrarları ile babası ve kardeşinin karşı çıkmasına rağmen Cemile Hanım ile evlendi fakat evlilikleri yürümedi. Kayınbabası eşini ve Leman adını verdiği kızını da alıp götürdü.

I.Dünya Savaşı’nda Muhtar Paşa’nın emrinde mehterbaşı olarak görev yapmaya başladı. Düzenli askerlik yaşamını pek benimseyemeyen Neyzen Tevfik sürekli olarak Muhtar Paşa ile tartışsa ve çekip gitse de dönemin İstanbul Merkez Komutanı Albay Cevat Bey aracılığıyla tekrar tekrar geri döndü. Üstelik bazı kaynaklara göre dönemin Harbiye nazırı Enver Paşa’nın yalısında verdiği konseri izleyen Alman bir komutanın davetlisi olarak Romanya’da piyano eşliğinde konser verdi.

Cumhuriyetin ilanı saatleri civarında kardeşinin yanına Ankara’ya gitti ve 1926 senesinde tanışacağı Mustafa Kemal’i ve Kurtuluş Savaşı’nı yücelten şiirler yazdı. Bu zamanda yazdığı şiirlerden cumhuriyeti ve getirdiklerini benimsediği, ona karşı olan unsurlara da savaş açtığı görülebilir. Cumhuriyetin ilk senelerında Hasan Sâit Çelebi’nin yardımıyla Azâb-ı Mukaddes adı altında bazı kitap yayımlama girişimleri olsa da başarılı olamadı.

Geçirdiği sara nöbetleri ve yüksek alkol tüketimi sebebiyle bundan sonra da çok fazla gideceği Toptaşı Tımarhanesi ve Zeynep Kamil Hastanesi’nde tedavi görmeye başladı. Bir süre sonra eski arkadaşı Mehmet Akif Ersoy’u ziyaret için Mısır’a geçti ve bir yıla yakın bir süre kaldıktan sonra geri döndü. 1930’larda İstanbul Valisi Muhittin Üstündağ’ın yardımıyla parasal anlamda destek olması için konservatuarda görevlendirilerek kendine bir aylık bağlandı.

1940’larda ise yine valinin oluru ve bunun yanı sıra doktoru olan bazı dostlarının (Mazhar Osman ve Rahmi Duman) yardımı ile Bakırköy Akıl Hastanesi’nde 21 no’lu koğuşa tam anlamıyla yerleşti. Otel odası gibi kullandığı bu koğuşta ve hastanede çevresine yine şiir ve felsefe ile alakalı bilgiler sundu. 9 Mart 1946 tarihinde basın yararına bir konser verdi. İhsan Ada, sonunda 1949 senesinde, onun gözetimi altında, eserlerini Azâb-ı Mukaddes adı altında kitaplaştırdı. 1950’de Onu Affettim ve sonra Ağlayan Şarkı adındaki 2 filmde rol aldı. Arkadaşlarının ısrarı üzerine, ölümünden önce son yıl olan 1952’de Şehir Komedi Tiyatrosu’nda jübilesini yaptı.

Neyzen Tevfik’in düzenli bir geliri olmadığı sanılmaktadır. Genelde, neyi ve şiirleriyle para kazanmaya çalışmış, yalnızca 1930’lu senelerda kendisine devlet aracılığıyla bir aylık bağlanmıştı. Kuralları pek umursamadan sürdürdüğü yaşamında özellikle rakı başta olmak üzere içkinin çok büyük etkisi mevcuttur. Yozlaşan toplum, dini istismar ve Atatürk’ün devrimlerine karşı çıkılmasına karşı bir duruş sergiledi. Bilhassa hazıryanıtlığıyla tanınırdı, bu sayede bir çok fıkranın konusu olmuş, bunun yanı sıra hicivde de başarılı olmuştur.

Neyzen Tevfik, 28 Ocak 1953’teki ölümünün sonrasında Beşiktaş’taki Sinan Paşa Camii’nde cenaze namazı kılındı. Civardaki cadde ve sokakları dolduran profesörler, memurlar ve bazı ileri gelenlerin yanında kendilerine çeki düzen vermeye çalışmış sarhoşlar ve sokak serserilerinden bir araya gelen büyük bir kalabalığın eşliğinde Barbaros Bulvarı’ndan geçerek toprağa verildiği yere ulaştırıldı. Mezarı bugün Kartal Merkez Mezarlığı’ndadır.


Neyzen Tevfik, çocukluğunu geçirdiği Bodrum’da birlikte olduğu ailesi ile alakalı çok sınırlı kaynakta belli başlı bilgiler bulunmaktadır. Annesi ile ilgili herhangi bir bilgi olmamasına rağmen babası ve kardeşi ile alakalı aşağıdakiler söylenebilir.

Soyadı Kanunu çıkınca aslen Samsun’un Bafra beldesine bağlı Kolay beldesinden olduğu için ailesine “Kolaylı” soyadını alan Hasan Fehmi Bey, Neyzen’in ifadesi ile annesi ile birlikte “yüzünde riyasız, masum bir insanlık ifadesi” bulunan kültürlü, sanatsever ve Tevfik gibi nükteci bir Rüştiye öğretmeniydi.

Tevfik’e, anılarına ve eserlerine sahip çıkan, oldukça önem veren ve ansiklopedilerde adının yer almasında büyük pay sahibi olan Şefik Bey sığır vebası, tavuk kolerası aşısı, antraktsa teşhis çiçek aşısı ve Anadolu keçilerinin plöro-paömonisi konularında çalışmalar yapmış bir bakteriyologdu. İstiklal Savaşı’ndan sonra atandığı Pendik Bakteriyolojihanesi’nde 1939 yılına kadar müdürlük, 1939-1945 senelerı içinde Tarım Bakanlığı teftiş heyeti kullanıcı hesabı ve bundan sonra 1951’e kadar da Tarım Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı yapmıştır.

Neyzen Tevfik Bazı Eserleri

Şiir Kitapları
1919 Hiç
1949 Azâb-ı Mukaddes

Besteleri

Nihavent Saz Semaisi
Şehnazbuselik Saz Semaisi
Taksimler taş plak

Fıkraları
Halk içinde neyzenliğinin ve şiirinin bunun yanında fıkralarıyla da tanınır fakat ağızdan ağıza aktarılan bu unsurlara edebiyat dünyasındaki kaynaklarda rastlamak çok zordur.

Başlıca bilinen fıkraları şunlardan oluşmaktadır:


Padişahçılık
Hamam sefası
Edep
Kırk yıllık ölü
YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.