Louis Pasteur Kimdir? Biyografi Sayfası

26.10.2021
48
Louis Pasteur Kimdir? Biyografi Sayfası

Louis Pasteur Kimdir? Biyografi, bölümünde Louis Pasteur Kimdir? Biyografi sayfası ile karşınızdayız. Louis Pasteur Kimdir? Biyografi detayları ile daha da iyi tanıyalım.

Louis Pasteur Kimdir? Biyografi – Kaç Yaşında – Memleketi Neresi

Louis Pasteur Kimdir

Louis Pasteur, 1822 senesinde Fransa’da dünyaya geldi. Babası Napolyon’un taarruz birliklerinde hizmet ettikten sonra dericilik işine girdi.

Pasteur babasının bir tabakhane kiraladığı Arebeis’te büyüdu, eğitiminin büyük bölümünü Arebeis kolejinde sıradan bir öğrenci olarak sürdürdü. Şöhret tutkusu vardı; ama bunu çok çalışarak elde etti. Yüksek eğitimini sürdürmek için Paris’e gitti. Ne var ki kuvvetlikle bir okula girdi. Lisansını Bescançon’da aldı ve sonunda Ecole Normale’a girdi. 1846’da bitirme sınavını geçerek 1847’de doktorasını aldı. Bu sınavlarda gösterdiği yüksek başarıyla Ecole’de laboratuvar as is tanı oldu.

Pasteur’un ilk çalışmaları bazı kristal yapıların optik etkinliği üzerineydi. Kimi kristal yapıların polarize ışığın düzlemini sağa yahut sola döndürme kabiliyeti vardı. Pasteur, bu gücün kristallerin asimetrik geometrisinden geldiğini deneyselolarak gösterdi. Kristal yapısının moleküler asimetrinin bir gereği olduğunu düşündü.

1848’de Strazburg’a yardımcı profesör olarak atandı. 1849’da Strazburg Akademisi rektörünün kız kardeşi Marie Laveur’la evlendi. Pasteur çiftinin beş çocuğu oldu; ama bunlardan üçü çocuk yaştayken öldü. Daha sonra, kristalografi çalışmalarından dolayı ülkeler arası çapta ün kazandı.

Kimyanın biyolojiye uygulanmasıyla ilgileniyordu. Bu da bir ölçüde onun, asimetri ile yaşamın ilintili olduğuna inanmasından kaynaklanıyordu. 1854’te Lille’ye gitti. O günlerde mayalanma mekanizmasına karşı ilgisi gelişmeye başladı. Her türlü mayalanma işleminin özünde bir mayanın olması gerektiği düşüncesinden hareket ederek, genel bir tohum kuramına ulaştı. 1857’de Paris’e, girmek için onca kuvvetlik çektiği Eeole Normale’e bilimsel çalışmalar yöneticisi olarak döndü.

Pasteur Paris’e varır varmaz bilimsel incelemeleri destekleyen bireylere başvurdu. Louis Napoleon ve İmparatoriçe’nin yakın etrafındaki bireyler arasına girdi. İmparator ve İmparatoriçenin tahtan indirilmesine karşı çıktı. 1860’ların başlarında Pasteur kendisini çeşitli tartışmalar içinde buldu. Kendiliğinden alevlenen bu tartışmalarda şu soruya yanıt aranıyordu: “Canlı şekiller, cansız maddelerden türeyebilir mi?” Örnekleri açıkça görülen bu olgunun, havada taşınan sporlardan ortaya çıktığını göstermek için mayalanmayla alakalı bilgilerine başvurdu.

Maya tohumları üzerine çalışma teknikleri, bunun yanı sıra hastalıkların nedenleri üzerine çalışmaveya uygulanabilirdi. İpek böcekçiliği endüstrisine zarar veren salgın hastalık üzerinde çalışmaya yöneldi.

1868’de sol tarafına inme indi. Bu durumda çalışmalarını sürdürebilmek için büyük bir yardımcılar ordusunu işe almak zorunda kaldı.

Hastalıklar üzerine çalışmak, mayalanma tohumu kuramından hareketle hastalık mikro bu kuramını oluşturmak, Pasteur’un son çabalarıydı. 1870 Fransa-Prusya savaşı ve Komün zamanında Paris dışında kaldı. Şarap mayalama işlemi üzerine çalıştı. Paris’e dönüşünde insan ve hayvan hastalıklarının önlenmesine ve nasıl tedavi edileceğine ilgisi giderek arttı. 1874’de aktif öğretmenlikten çekildikten sonra dikkatini çok fazla karşılaşılan bir soruna, şarbon hastalığına yöneltti. Kuduz gibi daha öldürücü hastalıklarla alakalı alt çalışmalarında ise, araştırmanın gerektirdiği diri-açımlamaktan (vivisection) iğrendiğinden, giderek daha çok asistanın yardımına ihtiyaç duydu.

1886’da kalp krizi geçirdikten sonra sağlığı git gide kötüleşen Louis Pasteur, 1887’de bir kriz daha geçirdi ve en son, 28 Eylül 1895 tarihinde geçirdiği bir beyin kanamasından dolayı öldü.

1626’da J. B. van Helmont, hastalıkların yabancı varlıkların bedeni istila etmesinin bir sonucu olarak düşünmüştü. İstilacılar bir kez yerleşmeye görsün, bölgenin her şeyini kendi çıkarları için sömürüyorlardı. Kurban, istilacıların bıraktıkları zehirli artıklardan ötürü yaşamsal işlevlerini yerine getiremiyordu. Özünde bu kuram çağdaş yaklaşımın öncülüdür. Ama Helmont’un düşüncesi, 200 yıldan fazla bir zaman boyunca rakip kuramlarla, hastalıkları hastalanan organların kusurlu işleyişine bağlayan kuramlarla, bir anlamda bedenin kendi kendini zehirlemesine bağlayan kuramlarla yan yana yürüdü. Bazı durumlarda dışsal nedenler akla gelmişti. Ne var ki, bunlar genelde yabancı ve düşman organizmalardan çıkan çok zehirli hava (mal’arie) gibi şeylerdi.

Kötü kokuların yol açtığu hastalıklar kuramı ışığında, 19. yüzyılın başlarında farklı zamanlarda mıntıka temizliği yapıldı. Bunun dışında başarılı tek önleyici tedavi Edward Jenner’in geliştirdiği çiçek aşısıydı. Jenner çiçek hastalığının ineklerde ve insanlarda benzer. etkileri olduğunu gördü. Yalnız tek farkla, inekte çiçek hastalığı, latince ‘variola vaccinae’ (vaeca, yani inekten), bireylerin çiçek hastalığından daha hafif seyrediyordu.

19. yüzyılın ortalarında hastalıklar ile mikro organizmalar içinde ilişki kurmak için yettiği kadar delil vardı. Schwann ve diğerleri hasta insan ve hayvanlardan alınan çeşitli sıvılar üzerindeki mikroskobik incelemeler aracılığıyla, hastalarda görülen ama sağlıklı olanlarda görülemeyen özel mikrop şekillerinin varlığını göstermişlerdi. Lakin eski düşüncenin savunucuları, bu mikropların bedenin kusurlu çalışması yüzünden bir araya gelen düzensiz ortamın bir yan etkisi olduğunu söyleyerek itiraz ettiler.

Çağdaş hastalık bilgisine sıçramak için üç adım daha atılması gerekliydi. Öncelikle hastalıkların mikroorganizmaların saldırısı yüzünden meydana geldiği gösterilmeliydi.

Bu adımın başarıya ulaşması için mikroorganizmaların kendiliğinden ürediği düşüncesinin terk edilmesi gerekiyordu. Üçüncü adımda Edward Jenner’in aşılama kuramını açığa kavuşturması ve genelleştirilmesi gerekiyordu. Bu adımların her birinde Pasteur’ün büyük yardımı oldu. Bu bölümde onun katkılarından yalnız biri, aşı üretim yönteminin bulunuşu ayrıntı kısmıyla anlatılacaktır.

Pasteur, mayalanma işlemini çözmek için büyük zaman ve emek harcamış, mayalanmayı gerçekleştiren canlı organizmaların varlığına dikkat çekmişti. Mayalanma gerçekte her mayanın içindeki belirli organizmaların yaşam süreçlerinden başka bir şey değildi. Sonuçta Pasteur, mayalanmanın tohum kuramını oluşturdu. Mayalanma işleminin kendiliğinden başlayamayacağı düşüncesinden hareketle, hastalıklara ilişkin mikrop kuramına ulaşmak zor değildi.

Gerçekten Lister da, kendi yönünden yaraların çürümesini bir tür mayalanma olarak değerlendirmektedir. Lister’in antiseptik olarak karbolikasit kullanması, doğrudan doğruya bu düşüncenin bir uygulaması sayılır. Yine Lister, Pasteur aracılığıyla yapılan bir maya tanımı ile kendisinin hasta hayvanların kanında bulduğu çubuk şekilli basiller içinde benzerlik kurmuştu.

Davaine işte bu benzerlikten esinlenerek şarbon hastalığı ile alakalı araştırmalara girişmişti.
Artık bize yabancı gelen 19. yüzyıl ortalarındaki terminolojiyle işin içinden çıkabilmek için, mikrobik ve virüslü hastalıklar içinde o günlerde halen yapılan ayrıma dönmek gerekiyor. Hastalıkların ortaya çıkmasında mikropların rolü olduğuna inananlar, mikrop barındıran hastalıklar ile diğerleri içinde bir ayrım yapmalıdır. Mikrop barındırmayan hastalıklardan, bazı zehirler yahut virüsler sorumludur. Ayrıca, su çiçeği gibi virüse bağlı hastalıklar bağışıklık sistemini ikazyordu. Böylelikle hastalığı bir kez atlatan, aynı hastalığa yeniden yakalanmıyordu. Kısa zamanda virüs terimi, mikroplar da içinde olmak üzere, hastalık yapan her türlü unsuru kapsayacak biçimde genelleştirildi.

Pasteur’ün incelemelerinı anlayabilmek için, enteresan bir olguveyaha değinmeliyiz. Tıp adamları nedeni ne olursa ol sun, bir hastalıkta virüslerin hastalığa yol açma kabiliyetinin (virülans) her zaman aynı olmadığını bilirler. Salgınlar gelmiş geçmiştir. Hastalıklar az veya çok ciddi şekillerde ortaya çıkmıştır. Değişik virülanslara ilişkin ilk sistematik açıklama, Pasteur’un septisemi mikropları üzerine ilk çalışmalarında yaşandı. Pasteur, septiseminin farklı “kültürler”de (laboratuarda hazırlanan mikroorganizmalara verilen adla) farklı yayılma hızına sahip olduğunu gösterdi. Kim bilir, kültürlerde mikropları bu biçimde değiştiren bir şeyin olup olmadığını sormuştur kendi kendine.


Virüsler’in zayıflamasının keşfi Araştırmalarda tek bir deneyi yalıtmak ve buluşu incelemenin bir noktasına yerleştirmek çoğu zaman olanaksızdır. Burada anlatacağım çalışma, biri tavuk kolerası üzerine, diğeri şarbon üzerine iki büyük deneysel incelemeye dayanıyor. Bunlar birbirinden bağımsız değildi. Sonuca ulaşmak için her ikisinin de yapılması gerekiyordu.

Tavuk kolerası, kümes hayvanları içinde görülen ve tez ölüme götüren salgın bir hastalıktır. Hastalık çok belirgin belirtilerle birlikte ortaya çıkmaktadır. Kanda oksijen eksikliği, sersemlik, ibiğin kırmızı rengini yitirmesi başlıca belirtiler içindedır. Hastalığın ilerleyen evrelerinde ölümcül bir oksijen açlığı görülür. Toussaint hasta kuşların kanlarında basit bir şekilde tespit edilen ve belirgin özellikleri olan bir mikrobun tavuk kolerası ile ilişkili olduğunu göstermişti.

Pasteur, mayalanmanın ve hastalığın mikroorganizmalarca oluşturulduğu genel tezine uygun olarak, mikro organizmaların saf kültürde yalıtılmasını yarayacak bir deney programı hazırladı. Sonra elde edilen ürünü tavuklara şırınga ederek, tavuk kolerasına mikro organizmaların yol açtığını ispatladı. Tavuk suyunu uygun bir ortam haline getirerek, mikrobu üretebiliyor ve art arda gelen günlük kültürlerde mikrobun virülansını koruduğunu gösterebiliyordu.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.